| 1
–AKDERE (HOCİBAT –KANTEVA) KÖYÜN
TARİHİ:
Köye
iskân (Yerleşme) tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte rivayetler
ve yaşayan yaşlı kuşaklardan intikal eden bilgilere göre 350–400
sene önce iskân (yerleşildiği) edildiği tahmin edilmektedir.
Hocibat
Merkezde üç akraba iskân etmektedir. SALİHOĞLU, KARACA
ve ÇAKICI akrabalarıdır.
Hocibat’ta ilk
olarak SALİHOĞLU akrabası iskân etmiştir. Nereden ve nasıl geldikleri
kesin olarak bilinmemekle birlikte rivayetlere göre
Oğuz soyundan Kafkasya’dan Karadeniz sahilleri Batuma göç ettikleri
ve Hopa - Fındıklı (Viçe) – Ardeşen Hocibatta yerleştikleri
yaşlılardan intikal eden bilgilerden bilinmektedir.
KARACA
akrabası köye fırtına (abbca) deresinin karşı yamacındaki
Hocibat’dan 7–8 km yukarısında bulunan Timissfatı
(Köprüköy) köyünden gelip yerleşmişlerdir.
ÇAKICI
akrabası ise Salihoğullarinin kızı Hatice (Mal sahibi) ile Bayırcık (Yanivat) köyündeki
Ali ÇAKICI ile evlenerek İç
Güvey ( Malikâne) olarak gelip yerleşmişlerdir.
Kanteva’da
CİNİVİZİ (Güner), TİBÜTÇİ (Kazancı), ( İNCELER ),
BAŞKAN , ve OFLU akrabaları ıskan etmektedirler. Ofluların
Yukarı durak (XEMİ) köyünden geldikleri bilinmektedir.
HOCİBAT
Merkez mahallenin ilk yerleşim yeri Lazcada simdi MELEÇÖYİ
(Öteki Köy) ve MOŞKVAPERİ (Kopmuş yer) olarak adlandırılan
yerde olduğu yaşlılardan intikal ederek bilinmektedir.
Bu
eski yerleşim yerinde tahminen 250 sene öce fırtına nedeniyle büyük
bir heyelan (Toprak Kayması) olmuş ve köy halkı şimdiki yere taşınıp
iskân etmiştir. Eski yerleşim yerinin ismi de Meleçöyi (Öteki
Köy) ve Moşkvaperi (Kopmuş yer) olarak isimlendirilmiş ve bugünde
kullanılmaktadır. Tekrar bir daha böyle sel felaketinin yaşanmamsı
için Maşvaperi üstünde bulunan cini zenideki (Yukarki düzlük) LEMŞONA semtini
her türlü ağaç ve çalı-çırpı kesimi köy halkı tarafından
camide beddua okunarak yasaklanarak koruma altına alındığı yaşlılardan
intikal ederek bilinmektedir. Bu nedenle zamanla insan giremeyecek düzeyde
orman oluşmuştur. Bu ormanın ağaçlarından yararlanmak için köy
halkının kararı ile Cilezenideki okul ve Karmate rubadaki köprü
yapımında ağaçları kullanıldı ve maddi destek sağlamak için
de değeri mukabilinde rahmetli Hasan KARACA’YA satıldı.
Eski
yerleşim yerlerinde Köy merkezinde ev yapacak arsa azaldığında
şimdi yeni yerleşim yeri olarak iskân edildi. Bu gün bu yerlerde
arazisi olan 19 hane yerleşmiş ve Akdere Köyünün Yeni Mahallesi
olmuştur.
Halen
AKDERE köyünde yaklaşık 85
hane olup bunlardan 61 hanesi HOCİBATA geriye kalan ise Kanteva (Akpınar)
mahallesinde iskân etmektedir.
Köy
halkının tümü LAZ olup çevre halkı gibi ana dili LAZCADIR
ve 50–60 sene öncesine kadar çoğunlukla Lazca konuşurdu. Bugün
genelde TÜRKÇE konuşuluyor ve Lazcayı yaşlıların dışında
konuşan yok gibidir. Eğitim ve ekonomik düzeyinin yükselmesi ile
yeni kuşak Lazca bilenler de çoğunluğu Türkçeyi İstanbul şivesi
ile konuşmaktadır.
Köyümüz
ve Bölge birinci Dünya Harbi nedeniyle MART
1916 da Rus işgalinde Muhacir
(Göçmen) olarak bölge halkı ile birlikte zorunlu olarak
köyden GÖÇ etmişlerdir.
Gruplar
halinde yaya olarak Trabzon, Vakfıkebir ve daha güvenli öte yerlere
kadar gitmişler. Hatta o savaş korkusu ve meşgalede yakınlarını
ve gruplarını kaybeden çocuk yaştakiler başka göçmen gruplara
karışarak Çoruma kadar gidenler olmuştur.
Rus
işkâl küvetlerin bölge halkının geri dönüşüne ve iskânına
müsaade etmesiyle köye geri dönülerek HOCİBAT
ve KANTEVA’DA halk yeniden iskân etmiştir. Köye geri dönüşlerinde
Zeni avladaki Eski Ağa Konağı (Şimdi Osman SALİHOĞLU’nun oturduğu
ev yeri) ile Kanteva’daki Kazancılara ait bir ev yakılmış olduğu
görülmüştür. Zenideki Evin Ağırında At Dışkısı görülmüş
ve Askeri birlikçe kullanıldığı sanılarak veya Köyün işgal
edildiğini belirleme işareti olarak yaktıkları tahmin edilmektedir.
Bu
zorunlu göç nedeniyle Bölgeden çok uzaklaşmış olanlar, o zamanda
iletişimin yok denecek düzeyde olması nedeniyle haberdar olamayanlar
zamanla haberdar olup bölgeye ve köye dönebilmişlerdir. Bunlardan
rahmetli babam ( Ahmet Nuri SALİHOĞLU
) ve halalarım (Merhum Hatice ve Hanife) 2–3 sene Çorum
ve Ankara Ayaş’da kaldıktan sonra geri dönmüşlerdir.
Bu
grupla Çorum’a kadar giden Ferhat
ÇAKICI (INANIR) orada kalmış ve geri dönememiştir. INANIR soy
ismini de yeni kanun gereği Mahkeme Hâkimi tarafından verilmiştir.
Halen çocukları Çorumda yaşamaktadır.
2
- HOCİBAT’IN (AKDERE) YERLEŞİM YERİ
VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
HOCİBAT
şimdiki Köy merkezi iki vadi arasında Güneyinde Tunca’dan (Dutha)
gelen Fırtına (Abbca) ile Kuzeyindeki Buna’dan (Yeşiltepe) gelen
Karmatte (Değirmenli dere) ruba derelerinin kesiştiği Ebaçayiden
300m yukarısında kısmen düz olan sırtta bulunmaktadır. Köy Ardeşen
merkezinden (sahilden) 10 km. içeride ve tahminen 250 m rakımdadır.
KANTEVA
(Akpınar) mahallesi de Hocibatın Kuzey-Doğusunda bulunmaktadır.
Hocibat
arazileri köy merkezinden % 80’ni Kuzey Batı istikametinde bulunmaktadır.
Arazilerin büyük çoğunluğu sarp, engebeli, dik ve tarıma elverişsizdir.
Köyümüzün
Doğusunda Kurtuluş (Zurha) ve Pirinçlik (Sıfat), Batısında Doğanay
(Şangul), Güneyinde eski köyümüz Selikaya (Ağvan), Kuzeyinde Doğanay
(Şangul) köyünde yaşayan bazı akrabaların iskânı ile yeni kurulan
Yeşiltepe ( Buna ) sınırları içinde bulunmaktadır.
Köyümüz
bölge iklimine bağlı olarak dört mevsimi yağışlı ve ılıman
geçtiğinden zengin bitki örtüsüne sahiptir. Halkın meyve olarak
yetiştirdiği Armut, Elma, Kiraz, Erik, İncir, Ceviz, Fındık, Karayemiş,
Narenciye ve diğer meyve ağaçları mevcuttur. Çayın dışında
tabii olarak yetişen Kızılağaç, Kestane, Yağlı Çam, Ihlamur,
Pelit, Gürgen ve Mor-Pembe Çiçekli Kumar ağaçları (Orman Gülü)
ve diğer çeşitli bitki örtüsü ile kaplı ormanları olup, yeşilin
her tonu mevcuttur. Her hanenin şahsı ormanı mevcut olup bitki örtüsü
ile kaplı olmayan çıplak yer yoktur.
3-
ESKİ ÇALIŞMA HAYATI VE TARIM:
Köy
halkı eskiden beri ve hatırladığım 50–60 sene öncesine kadar
da fakır denecek düzeyde idi. Arazilerin dik, engebeli ve tarıma
elverişsiz oluşu ile bölge iklim koşullarının yağışlı ve güneşiz
oluşu tarımdan istenilen verim elde edilememiştir. Et ve süt ihtiyaçlarını
karşılamak ve geçimini sağlamak için çoğunluğu büyük baş
(inek) hayvan besleyerek zaruri süt ve et ihtiyaçlarını karşılarlardı.
Köy
ve bölge halkı ekim alanlarına genellikle MISIR ekerdi. Mısır tarlalarının içine ve çevresine
Fasulye, Lahana, Kabak çeşitleri ile kısmen de Patlıcan ve Patates
ekilirdi. Bu sebzeler iç içe ekilmesinin en büyük nedeni arazının
az ve yetersiz oluşu ile tarım bilgisi eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Halende bu alışkanlığa devam edilmektedir. Ekim alanlarının dışında
kalan bahçe kenarlarına çeşitli Armut, Elma (Demir Elma), Erik,
İncir ve Karayemiş gibi meyveler halen mevcuttur. Bahçelerin ekili
alan çevresi ve dışında kalan tarıma uygun olmayan yerlere de Fındık,
Ceviz, Kiraz ve siyah kokulu asma ÜZÜM yetiştirilir.
Bu
bitki ve meyveler fındığın dışındakiler ticari amaç taşımayıp
herkes kendi ihtiyacını karşılamak için yapardı ve bu günde yapılıyor
Köyümüzde
ve Bölgede mısır ekmeğinden başka ekmek yapılmazdı. Nakliye ve
ekonomik yetersizliği nedeniyle kimse buğday ve unu ekmek için almazdı.
Takı 1954 yılında Rize vilayetine buğday için sağlanan süspansiyon
ve her KÖYE buğday dağıtım Ofisleri kuruluncaya kadar.
Eski
köyümüz Seslikayada şimdi hastane bulunan yerde Buğday Dağıtım
Ofisi Rahmetli Yeğenoğlu Mustafa dayının gayreti ve başkanlığında
kuruldu. Bu ofis ilk zamanlar nüfus başına 5 kğ 20 Krş.’ten buğday
vermeye başladı. Kadın ve kızlarımız Sırtları ile halen mevcut
fırtına deresindeki Taş
Köprüyü geçip o patika yolu
takıp edilerek Ebaçayı yolu ile (Fırtına ile Değirmenli derenin
birleştiği yer) evlerine buğday getirirlerdi. Ve biz o zamandan sonra
buğday ekmeğini günde bir defa İkindi’ye yakın elimize alıp
yedik. Buğday ve Mısır Karmatte (Değirmenli Derede) Rubada
bulunan 5–6 adet değirmenlerde öğütülürdü.
Köyümüz
ve Bölge Halkı sabah kavatlısı nedir bilmezdi. Günde iki (2) defa
Kuşluk (Öğleyine Yakın) ve Akşamda yemek yenirdi. Köyün tarıma
elverişli arazileri (Tarla) yukarıda bahsedildiği gibi az, yetersiz
ve verimsiz oluşu ile ihtiyacı karşılamaması zamanla köy erkeklerini
başka işlere ve yerlere yönelmeye sevk etmiştir.
Bu
nedenle erkekler Mart ayında gurbete çıkar Ekim ayında köye dönerlerdi.
Bu dönemde köyde ihtiyar ve çocuktan başka erkek yok denecek kadar
azdı.
Erkeklerin
büyük çoğunluğu sanat sahibi usta olduklarından köyden yardım
edebilecek gençleri yanına alarak gurbette çalışmaya giderlerdi.
Genellikle İnşaat ustası, Marangoz, Hızarcı ve Tütüncü olarak
il dışında çalışanlardı.
Tütün
dengi yapmak ve kaliteyi ayırarak dizilmesi için genellikle Artvin’in
Murgul semtine ve Samsunun Bafra ilçelerine gidilirdi. Bu 6-7 aylık
çalışma zamanında maddi imkânlarını karşılayacak düzeyde para
kazanamayıp genelde karın tokluğuna çalışmış olurlardı. Köye
döndüklerinde akşamları bir araya gelerek gurbetteki yaşantılarını
anlattıkları halen hafızamda yaşamaktayım.
Köyümüze
tütün ekimi müsaadesi alınınca has humuslu avlu bahçelere PURO
diğer bahçelere de BİÇAK
adı verilen tütün ekimi ticari amaç için yapıldı.
Tütün yapraklarını toplayıp kurutulması çok büyük emek ve zahmet
isteyen bir işti. Kurutulan tütün yaprakları kış mevsiminde kalitesine
göre ayrılarak deste yapılır. Bu desteler daha sonra denk denen
30 kğ’lık bir bağ koli yapılarak Pazardaki (Kaza’ya) alım yerine
teslim edebilmek için sabah namazında erkekler eşliğinde yola çıkılır
kadın ve genç kızlarımız yaya olarak sırtlarında taşıyarak
götürürlerdi ve yatsı namazına yakın köye gelinirdi. Takı ÇAY
bahçelerinin geliştiği 1954 yılına kadar tütün ekimi kısmen
sürdü.
Köy
erkekleri çalışkan ve becerikli oluşu geçim (Ekonomik) koşullarını
aşmak ve İl dışına çıkmadan hayatı idame ettirmek için, İnşaat
ustalığı, Terzi, Kudurancı ve Demir tefsiye işlerine ilgi gösterdiler.
Bu da günün ekonomik şarlarını karşılayacak düzeyde olamadığından
daha sonra 1956–57 yılı sonralarında ulaşımın gelişmesiyle
birçok genç başka iş alanlarında çalışmak için İstanbul gibi
büyük şehirlere çalışmaya gitmişlerdir.
4-
ESKİ SOSYAL GELENEKLERİMİZ:
Köyde
Kurban bayramlarında kesebilecek durumdaki genelde 5–7 ortakla kesilen
2–3 kurban kesilir ve her eve dağıtılırdı.
Ramazanda
ramazanlık için alınan buğday unu ve şeker (genelde 71,5 kğ’lık
un çuvalı ile 50 kğ’lık kesme şekeri iki hane ortak) alınır
ve bu ayda börek ve tatlı yenebilirdi.
Köyümüzün
iyi bir geleneği vardı. Kurban ve Ramazan bayramlarının ilk günleri
her evden Camiye yemek gelirdi. Bayram namazı kılındıktan
sonra genelde tatlı ağırlıklı börek ve baklava türü yemekler
tepsi ve sofralarla getirilirdi.
Bu
nedenle Bayramlarda komşu köylerden Camiye namazı kılmak, bu ahenk
ve sohbete katılarak bayramlaşmak için özellikle fazla sayılacak
derecede insan gelirdi.
Gelen
tatlı ve yemekleri eski caminin altındaki müsait yerde toplanır
ve insan sayısına göre hatırladıklarım Rahmetli Salih AKYEL, Mustafa
KARACA, Dursun Ali KARACA ile Mehmet ÇAKICI her sofraya eşit olarak
taksim edilerek kuşlukta (öğleyine yakın) açık panayır şeklinde
cami avlusunda kurulan sofralarda çoluk çocuk yerdi. Bu gelenek bu
gün ekonomik gücün iyileşmesi ve herkes kendi misafirini ağırlayacak
düzeye çıkması ile kalkmıştır. Bu geleneğin kalkması ile bu
gün komşu köylerden Bayramda Camiye namaza gelen insanlarda yok denecek
derecede azalmıştır.
Köyümüzün
bir geleneği de DÜĞÜNLERDİ.
Eskiden düğünleri genelde Kış aylarında yapılırdı. Ekinlerin
kalkmasını ve gurbettekilerin gelmesi beklenirdi. Kızını ve Oğlunu
evlendirecek herkes köydeki evinde 3–4 gün önceden komşulardan
yeteri kadar kap-kaçak toplanarak düğün evine getirilirdi. Yemekten
anlayan bir aşçı gözetiminde imece yardımlaşma usulü (Kolu-Komşu)
ile Börek (Laz Böreği) ve Tatlı ağırlıklı yemekler yapılırdı.
Köy halkı zaten fahri davetli olduğunda çoluk çocuk düğün evinde
olurdu.
Bu
yemeklerin yenilmesinde ve Gelini evden çıkarma ile Erkek evine alınışında eniştenin kapıya çağrılarak
gelişi ile bu düğün davetlileri (Kız tarafı misafirleri) bu geceyi
ağırlaması ile güvenliğini sağlanması için kız tarafı önderinden
bir tanca ile cep saati verilerek gelenek ve göreneklerimizin düğüne
ayrı bir neşe ve ahenk katmaktaydı.
Ayrıca
düğünün ertesi günü ENİŞTE DÖNÜŞÜ (Kuşhetavaşı)
denen enişte ve gelinle birlikte yakın akraba ve arkadaşları ile
gelinin evine gidilir ve genelde imkânı olanlar KOÇ götürürdü.
Gelin evinde de özel olarak tavuklu yemek hazırlanırdı. Günün
koşullarına göre sohbet ve şakalar yapılarak bu geleneğe ayrı
bir renk katardı.
Bu
gelenek Çalışma, Doğal ve Ekonomik koşulların değişmesi ve yeni
kuşağın de tercihi ile şimdiki düğünlerin Kazadaki düğün salonlarında
yapılması ile kalkmış durumdadır. Bu gün sadece köyde Kına
geceleri yapılabilmekte ve eski geleneği yansıtamamaktadır.
Ramazan
ve Kurban bayramlarında köy halkı ve çoluk çocuk birlikte eğlenmek
için Cilezenide Dolap kurulur veya Salıncak asılırdı. Dolap kurmaya
zaman ve imkân olmadığı bayramlarda mutlaka salıncak asılırdı.
Bu salıncağın ipini Rahmetli Sadık KARACA’nin Peteklerini
Gürgen ağaçlarına çıkarıp kurmasında ve bal sağmak için inip
çıkmakta kullandığı 2-3 cm çapında ve 90-100 m uzunluğundaki
ipi (Halat) bize esirgemez verirdi. Ve bu ipi uygun ağaç veya
dikilen direklere bağlanarak uzun mesafeli sallanma imkânı ile gün
boyu eğlenilirdi.
5-
ESKİ KÖY EVLERİ:
Köyümüz
ve Bölge Halkının eski evleri (Trabzon’dan Artvin’e kadar) birbirinin
tıpatıp ayni idi. Sanki birbirinin kopyası gibi. Yapılar ise Temelde
sert taşlarla yapılan duvar, üstü ise bölgede yetişen ve dayanıklı
bir ağaç olan Kestane Ağacı ve tahtalardan yapılırdı. Çatı
örtüsü ise genelde Gürgen ve Kestane ağacından yapılan Hartuma
(2-3x20x40cm ebadı) denen yarma tahta parçaları ve kıs mende kendi
imkânları ile yaptıkları Kiremit
ile örterlerdi. Bu kiremitlerin yakılması (Pişirilmesi) için kullanılan
Kuyu halen Zeni Avlada mevcuttur.
Evin
ana girişinde bulunan Mutfak ve Günlük oturma yeri tamamen
topraktı. Evin en büyük ve kullanılan yeriydi. Bu oturma yeri ve
mutfağın kuzeye bakan kısma 2 m yakınına OCAK denen ve açık ateşin (Çoban ateşi)
yakıldığı bir yer mevcuttu. Bu ocağın ortasına gelecek şekilde
evin çatı altında bulunan (Onçğone) yerden demirden yapılmış zincire benzer Klemuri
asılırdı. Bu zincirde takılı aşağı yukarı ayarlanan bir tesisat
kanca mevcut olup yemekleri pişirip hazırlanmasında kullanılan kollu
kazanlar asılırdı. Bu ocağın yanında 80–100 cm. ebadında düz
bir taş bulunurdu. Bu düz taşa hazırlanan yemek ve Ekmek pişirilen GRESTA
konurdu.
Evin
ana girişi güneye bakan yerden olurdu ve avlu denen kimsen örtülü
bir saha mevcuttu. Bu avludan ağıra inmek için taştan binaya bitişik
bir merdiven (Kardulumi) bulunurdu. Günlük oturma yeri mutfağın aydınlığı
için büyük ana giriş kapısı mevcuttu ve ışık sadece buradan
alırdı. Pencere ve cam denen bir şey yoktu. Bu ana kapısının bulunduğu
yerde ayrıca kedi ve köpek girişini engellemek ve kışında esintili
tipiden soğuktan korunmak için ana girişin yarısını örtecek şekildeki PERDE
denen ikinci bir kapı bulunurdu. Bu perde gündüzleri kullanılırdı.
Gece ana kapı kapatılır ve gazla yanan fitilli lamba veya çoğunlukla
daha az gaz yakan tasarruflu saçtan yapılmış İDARE ile aydınlatılırdı.
Ekmekler
ise özel yumuşak taş dan yapılmış tekne biçimindeki Pleki (GRESTA)
denen yerde pişirilirdi. Bu Plekileri Çayeli (Mapavvre) çevresinde
yapılır ve alınırdı. Mısır unu hamurunu yoğurmadan önce çoban
ateşin üstüne bu gerstayı ters çevirerek koyar ve kızıncaya kadar
ısıtılırdı. Hamur bu ısıtma esnasında hazırlanır ve gresrtayı
ateşten alınarak ocak denen düz taşın üstüne konur ve bir bezle
içi silindikten sonra hamur içine boşaltılarak düzeltildikten sonra
üstüne 1-1,5 mm kalınlığındaki demir saç örtülerek bu sacın
üzerine de kalan ateş çözü ve sıcak kül ile örtülerek mısır
ekmeğinin pişmesi sağlanırdı.
Köyümüzde
şimdi kullandığımız Kuzine (Demir Sobalar) 1960 yılı ve sonlarına
doğru evlerimize girerek bu günde çok kullanışlı olan modern yaşantımızın
bir parçası oldu.
4-
EĞİTİM VE OKUL:
Cumhuriyetle
birlikte o zaman nahiye olan ARDEŞENDE ilkokul yapıldı. Başka yerde
İlkokul bulunmadığından çevre halkı okumak için Ardeşendeki
merkez ilkokuluna erkek çocuklar gönderildi ve o zamanki çok zor
koşullarda yarı aç yarı tok okula devam edebilenler okuma yazma
imkânına kavuştu.
Daha
sonra AĞVAN’ DA (Seslikayada) şimdi mevcut olan yerde ilkokul açıldı
ve yine Hocibat ve Kanteva dan erkek çocuklar yaya olarak okula devam
edebilmek için büyük çaba sarf ederek okula gitme imkânı bulmuştur.
Seslikayadaki
okula karda kışda 5 km’lik patika yolunu yaya olarak ilkokul çağındaki
bir çocuğun gidip gelmesi zor olduğu bu koşullarda yeterli eğitim
alınamadığı gerekçesi ile Hocibat-Kanteva mahallesinin ileri gelenleri
ve o zaman köy azası olan Hamit SALİHOĞLU’NUN ısrarlı takibi
ile 1954–1955 eğitim yılında öğretmen atandı. İlk olarak
rahmetli Mehmet SALİHOĞLU’NUN Hocibattaki yıkılan evin misafir
odasında tek derslik bir sınıf yapılarak eğitime başlandı. İkinci
sene Sadık KARACA’NIN doğuya bakan (Şimdiki Muhittin KARACA’NIN)
evinde yapıldı. Daha sonra Kantevadaki rahmetli Faik İNCELERİN abbaci
mevkisindeki evinde eğitimlere devam edildi. Bu ilkokulun açılmasıyla
kız çocuklarına da okuma imkânı sağlanmıştır. Bu günkü yeni
kuşağın okuyup iş ve güç sahibi olma yolunu açmıştır.
Bu
okula ilk olarak atanan Ardanuçlu Değerli Öğretmenim Ahmet AKTAŞ’ın çok büyük gayret ve emekleri olmuştur.
Her iki mahalle halkı onu kendinden biri sayarak bağrına basmış
oda kendini köy halkına adamıştır. Beni ve birçoklarının bugüne
gelmemizdeki payı çok büyüktür. Sağsa daha üzün ömürler diler;
rahmetliyse mekânın cennet olsun Allahtan gani gani rahmet diler ruhun
şad olsun HOCAM.
Söz
okuldan açılmışken Meleköyideki şimdi harabe olan okulun yapılışını
bahsetmeden geçemeyeceğim. Köye okul yapılması için devletten
60 bin TL. Ödenek verilmiştir. Hocibat ve Kanteva halkı okul yerini
belirlemede arsada anlaşamadığından ödenek başka köye verilmiş
ve Hocibat halkı kendi imkânları ile Kadın ve Kızlar Ebaçayiden
(Abcadan) kum ve çakıl çekerek, erkekler de ağaç (kereste) taşıyarak
ve ustalık yaparak en kısa sürede maddi ve manevi köy halkının
gayretleri ile yapılmıştır.
Kanteva’ya da bu tarihten sonra ayrı bir öğretmen atanarak kendi
imkânları ile yaptıkları eski mescit olan nopattenideki binayı
tadilat yapılarak eğitimlerini sürdürmüşlerdir.
Bu
gün Köyümüzün eğitim düzeyi genç kuşakta %100 seviyesinde olmasında
büyük katkı sağlamıştır.
Hocibat
ve Kanteva ( Akdere ) köyü ELEKTRİĞE 1974 yılında Köy halkının kendi çapa ve
özverileri ile tüm maddi ve manevi giderleri karşılayarak kendi
olanakları ile birçok köyden önce kavuşmuştur.
5
– BU GÜNKÜ ÇALIŞMA HAYATI:
Köy
halkı eskiden ekonomik yönden fakır denecek düzeyde olduğu yukarıdaki
eski çalışma hayatında geniş olarak anlatıldı.
Köyümüzün
arazileri yukarıda bahsedildiği gibi; vadi içinde dik, engebeli ve
tarıma elverişsiz bir yapıya sahip yetersiz oluşu ile Güneşi az
ve bol yağılı olduğundan emeğin karşılığını verecek Çaydan
başka bir ürün bulunmamaktadır. Bu nedenle Mısır tarlaları Çay
bahçesine dönüşmüştür.
Köyümüz ve
Bölge Halkı 1954 yılında Çay ekiminin başlayıp genişlemesiyle
sanayi aile ziraatı olarak çay tarımı önem kazandı. Bu nedenle
zamanla tarım arazilerine çay bahçeleri yapıldı. Buda Çay Kura
ait bölgedeki tahminen 50 fabrikada çay işleme kapasitesi yeterli
olmadığından zaman zaman bilhassa Mayıs ve Temmuz ayındaki çay
sürümü alımlarında kota (Kontenjan) uygulaması yapması nedeniyle
üretici çay alım ambarlarına çaylarını tesliminde çok zorluklar
ve sıkıntı yaşamaktadır.
İlk
zamanlar çay ve fiyatlar makul düzeyde olduğundan çaya gerekli ilgi
rağbet fazla olmuştur. Bu nedenle çay bahçeleri artarak ihtiyacın
üstüne çıkmıştır. Çay Bahçeleri artması ile 1983 yılından
itibaren Çay Kur (Devlet ) çay ekim ruhsatı vermeyerek sınırlama
getirmiştir.
Çay
bahçelerinin artması ile Özel sektör Çay Atölye ve Fabrikalarını
da beraberinde getirmiştir. Bu gün Çay bölgesinde irili ufaklı
tahminen 100’ün üzerinde Özel sektör Çay işleme atölye ve fabrikası
bulunmaktadır.
Bu
gün Köyümüzde tarım alanındaki bahçelerin % 95 Çay bahçesi
oluşturmaktadır. Bir çay bahçesinden en az 4 yıl sonra sürüm
alınmaktadır. Bölge halkı ve köyümüzde Çaydan başka daha verimli
randımanlı bir ürün yetiştirilemediğinden zorunlu olarak çay
ekimini sürdürmüştür. Bu da ürün fazlalığına neden olmuştur.
Zamanı gelmiş Çay filizlerini yapraklaşmadan (filiz halinde) tam
zamanında toplanmak zorunda, bu nedenle halk Çaykur’a veremediği
çayını zorunlu olarak özel sektöre vermek mecburiyetinde kalmaktadır.
Çaykur
aldığı yaş çay bedelini 1–2 ay sonra ödemektedir. Fakat özel
sektör fabrikaları ekonomik güçlerine göre birçoğu en erken bir
yıl sonra ödeyebilmektedir. Bu üreticiyi ekonomik alanda zor duruma
sokmakta ve mağdur etmektedir.
Rize
bölgesinde ve Köyümüzde 2000 yılından sonra ticari ürün olarak KİVİ
ekimi yapılmakta ve geliştirmektedir. Halen para kazanır bir duruma
gelmemiş olup yapanlar hobi ve kendi ihtiyacını karşılamanın ötesine
birçoğu geçememiştir. Köyde Çay tarımı ve diğer işler aile
ziraatı olarak yapılmaktadır. Çayın ekonomik katkısı ailenin
zaruri ihtiyaçlarını karşılamanın ötesine gittiği söylenemez.
Çay bahçesi fazla olanlar çoğunlukta olmamakla birlikte ekonomilerine
belli ölçüde katkı yapmaktadır. Diğer ürün ve meyveler ihtiyacı
karşılamanın ötesine geçememiştir. Bu nedenle ekonomik geliri
de yoktur.
Köy
ve Bölgedeki çalışma hayatı ekonomik koşulların ve ihtiyaçların
artması ile diğer başka gelir yolları aranmasına sevk etti. Bu
nedenle 1966 yılından itibaren Yurt dışına ALMANYA’YA gitmek
için O zamanki İş ve İşçi Bulma Kurumuna kaydolmuşlardır.
Bu
nedenle 1968 yılları ve sonrasında Almanya ya ve diğer ülkelere
gidenler köyün ekonomik gelirin artmasında büyük katkıları olmuştur.
Bunun
ilk örneği köydeki 150 senelik ahşap CAMİ yıkılarak aynı yere Mahalledeki Almanya da
çalışanlardan sağlanan para ile köy halkının de manevi katkı
ve destekleri ile bugünkü yeni modern CAMİ yapılmıştır.
Caminin iç halısını ise Kantevadan Bursa’ya göç eden eski Cami
hocası merhum Şakır Hocanın oğlu Nazım
İNCELER tarafından döşenmiştir
Köyde
Sosyal Kuruma tabı olarak çalışanlar ile Almanya’ya ilk gidenler
emekli olmuş ve halen ikinci kuşak çocukları Almanya’da çalışmaktadır.
Bu gün Kamu ve Özel sektörde Sosyal Kuruma tabi olarak çalışanlar
mevcut olup, bu nedenle köyün ekonomisinin iyileşmesine büyük katkı
sağlamış ve sağlamaktadır. Köyümüzde bu gün her hanede sabit
telefon ve birçoğunda da cep telefonu mevcuttur.
6
– KÖYÜN ULAŞIMI:
Köyümüz
HOCİBAT-KANTEVA 1989 yılına kadar Seslikaya (Ağvana) bağlı bir
mahalle olarak kalmıştır. Bu nedenle ulaşım sorunumuz yok denecek
derece idi. Öncelik Köy merkezlerine tanındığından mahalleye Devlet
tarafından AKDERE KÖYÜ oluncaya kadar istenen yeterli destek
ve yardım alınamamıştır. Köye ulaşım Kurtuluş (Zurha) köyü
içinden geçen ve o zamanın koşullar ile Kazma-Kürekle yapılan
dar bir yoldan sağlanmakta idi. Yol için verilen (Her yıl en az 3-4
defa) dilekçeler köy Seslikaya olduğundan bütün çabalar ona yaramıştır.
Köy
koşullarından istifade etmek ve kendi köyümüze gereken hizmeti
yapabilmek için; Hocibat ve Kantevayı AKDERE köyü adı altında birleştirilerek 27.03.1989
tarihinde köy statüsüne kavuşmuştur.
Köyümüzün
ilk Muhtarı Mevlüt SALİHOĞLU (Merhum Mehmet oğlu)
olmuştur. İlk olarak köyün çok acil ihtiyacı olan YOL işine
kendini adamış ve Kurtuluş (Zurhanın) altından Seslikaya’ya giden
CARİKALA mevkiinden kol alınarak Akpınar mahallesi ve Buna (Yeşiltepe)
köyünün de istifade edeceği şekilde etüt yapılarak programa alınıp
çalışmalara 1991 yılında başlanmıştır.
Bu
3 km’lik yol güzergâhı kayalık, dik ve sarp oluşu çalışmaları
olumsuz etkilemiş ve her türlü olanak ve imkânlar kullanılarak
geçit verilmiştir. Bu yol yapımında Köy halkının maddi ve manevi
katkıları ile fedakârlıkları çok fazladır. Yol çalışmaları
yaklaşık 4-5 yıl sürdü. Bu 4 yıl içinde yolda çalışan 8–10
kişilik YSE (Şimdiki Özel İdare) personeline köy halkı sıra ile
yemek vermişlerdir.
Makinelerin
çalışmalarını kolaylaştırmak ve yardımcı olmak için köy erkekleri
bedenen çalışarak yardımcı olmuşlardır. Yol kısmende olsa 1999
yılında trafiğe açılmıştır.
Yolun
bakımı yapılarak beton olarak asfaltlanması işi 2001 yılı nisan
ayında başlanmış ve halen devam etmektedir. Şu anda 2 km’lik
betonlanacak yolu kalmıştır. Şimdi bu yolla Ardeşen’ne 15 dakika
da ve taksilerin de çalışabildiği rahat ulaşma imkânına kavuşmuştur.
AKDERE
köyü (HOCİBAT) Merkez mahallesinin içinden geçen mahalle içi yolu
parke döşenmiştir. Bu mahalleyi çamurdan kurtararak köye ayrı
bir güzellik katmıştır.
Yukarıda
söz edildiği gibi köy toprakları büyük çoğunluğu sarp, dik
ve engebeli araziye sahip olduğundan ulaşımı zordur. Bahçe ve Tarlalara
ulaşım patika (Keçi) yaya yolu ile yapılmakta idi bu nedenle
toplanan ürünlerin taşınması zorunlu olarak insan gücüne dayalı
olarak yapılmakta idi. Tüm işlerin insan gücüne dayalı olarak
sırtları ile taşındığından insan sağlığı için de büyük
sorun oluşturuyordu.
Bu
zorluklardan kurtulmak ve daha çok toplanan çayların taşınması
için vatandaş Varagele (Asansör) denilen sistem geliştirerek
tarlanın uygun yerinden araba yolu mevcut olan yere kadar çelik halat
gererek motorla yüklerini taşıma olanağı yarattılar. Buradan da
üç tekerlekli el arabaları ile eve ve çay ambarlarına taşıma
imkânı sağlamışlardır. Bu şekilde bir nebze de olsa sırtları
ile yük taşımamaya çare buldular.
Köy
yolunun bitmesi aşamasında tarla ve bahçelere araba yolu yapımına
ağırlık verildi ve şimdi tam olmasa da bahçelerin yakınlarına
araba yolu gitmektedir. Bu nedenle Varagelelerin kısmen sökülmesine
başlandı. Şimdi imkânı olanlar çift kabinli araç ve kamyonetlerle
taşıma işlerini yapmaktalar.
Köyümüzden
kaza’ya ve diğer yerlere ulaşımını sağlamak için yeterli ticari
ve özel araç ile dolmuş minibüsler bulunmaktadır. Köyümüz içinden
geçen yol Dağanay köyüne gitmekte ve ulaşımı bu yoldan yapmaktadır.
Bu nedenle köye ulaşımda bu köy araçlarından da yararlanılmaktadır.
İlk Öğretimin 8 yıla çıkması ile Köyümüzdeki mevcut İlkokul
kapanmıştır. İlköğretim ve orta öğretim okulları Ardeşen
merkezde olduğundan, köy hakli çocuklarını okutmak ve kışın
köyde yapılacak fazla da bir iş olmadığından Ekim ayından sonra
halkının % 90 ni Ardeşene inmekte ve % 95 kendi evlerinde ikamet
etmektedir. Bu nedenle kışın köy boşalmakta ve yazdaki canlılığını
kaybetmektedir.
Ardeşen
merkeze inenler köyle irtibatını kesmemektedirler. Okulların tatil
olduğu yaz ayları ve özellikle Bayramları köyde geçirerek gelenekleri
yaşatmaya özen gösterip köyün canlı ve ahenkli geçmesini sağlamaktadırlar.
Bu
gün KÖYÜMÜZDE Elektrik, Su ile Modern yaşantının gereği
Buzdolabı, Çamaşır makinesi Televizyon ve telefon mevcut olup;
Eğitimi,
yaşantısı ve Ekonomik geliri yönünden iyi denecek düzeydedir.
Bu
vesile ile Yolların, Okulun, Caminin yapılması ve Elektriğin
getirilmesinde maddi ve manevi emeği geçen herkese ve özellikle köy
halkına sonsuz teşekkür eder, sağ olanlara daha uzun ömürler diler,
rahmetli olanlara mekânlarının cennet olması dileğiyle Allahtan
gani gani RAHMET dileriz.
Mevlüt SALİHOĞLU
Mühendis Ekim - 2006 |