HOCİBAT’DA ÇOCUKLUĞUM 5: Her meyve zamanında köyde bulabildiğim çocukluk yaşıtlarımla bir araya gelir tarla kenarlarındaki ulaşabildiğimiz meyveleri toplar yerdik.
Bir gün incir zamanı gamarakanideki rahmetli parippapğe halanın tarlasındaki inciri (Yemiş) yemek için yalnız cesaret edemediğimden mahalle arkadaşlarımdan devamlı birlikte oynadığım Dursun Ali İle Ali SALİHOĞLU’nuda yanıma alarak incir yemeye bahçeye götürdüm. Bahçeye girip incir ağacına çıktığımda etrafa baktığımda tarlanın ortasında ekinleri çapalayıp temizleyen birinin olduğunu gördüm.
Hemen arkadaşlara haber verip tarlada biri var bizi görüp yakalar incir ağacından inip gidelim dedim ve 100-200 metre uzaklaşıp tarlanın başına geldiğimizde kol kalınlığında aynı incir ağacının bulunduğunu gördüm. Çocukluk aklı düşümdüm ki ben her zaman incir yemek için başkasının tarlasına gitmektense bu ağacı kesip benim tarlaya dikeyimde rahat edeyim düşüncesi aklıma geldi. Onlara burada oturup bekleyin ben eve gidip babamın koplisini (Dehreyi) alıp geleyim kesip bizim tarlaya dikelim dedim. Ben ev gidip kopliyi alıp geldim.
Ağaçı kesmek suç olduğu idrak edecek yaşta olduğumuzdan ilk önce arkadaşların kesmesini istedim ve Dursun Ali’ye kopliyi verip kesmesini istedim Dursun Ali ilk önce ben vurman dedi. Döndüm Ali’ye sen vur dedim oda bende kesmem dedi. O halde üçümüz birden sucu alalım dedim ve koplinin sapına üçümüz tutarak ağaçı kesmeye başladık ve ağaç yaralandı. Bundan sonra sıra ile keselim dedim ve kesmeye devam ediyoruz. Hemen aklıma dikeceğimiz ocak yeri hazırlamamız geldi ve kesmeyi bırakın dedim.
Çocuk yaşta olduğumuzdan kopliyi yukarı kaldırıp dengede tutamadığımızdan ağacın 40-50 cm boyunda yaralar açabildik. Hemen oradan ayrılıp benim avlu bahçeye gitmek için mahalleye çıktık baktım etrafta insanlar var bu durumda ağacı benim evin önündeki bahçeye görünmeden götüremeyeceğim. Rahmetli Mehmet dayımın avlu bahçesindeyiz ve Dursun Aliye dedim ki ha benim bahçem ha senin bahçe fark etmez nasıl olsa annen bize bir şey demiyor. Dursun Ali’nin evin avlusundaki tarlaya geldik ve erenti yığılan üç bardı ortasında ocak yeri hazırlayıp ağacı dikerken bizi kimse görüp fark etmez diye ağırdan çapa (Bergi) alarak sıra ile eşmeye başladık.
Evin avlusunda oynayan bizden birkaç yaş küçük rahmetli Reşat bizi görür ve gelir. Hemen ne yapıyorsunuz burada der, ben hemen araya girip kimseye söyleme sana incir yedireceğim dedim. Burada nerde incir var diye eştiğimiz çukura bakmak için başını çukura uzatır ve bu arada çapa ile kazmaya devam eden ağabeysi Dursun Ali çapayı kaldırmış olduğunda havada tutamaz ve çapayı kafansa indirir. Ben hemen kaçarak hendeğin arkasına gizlenerek durumu oradan gözlemeye başladım.
Rahmetli Reşat’ın bağırması ile evde bulananlar yaşlı Hafize ile Asiye hala hemen dışarı çıkar bakarlar ki Reşat’ın başı gözü kan içinde olayın nasıl olduğunu o telaşta anlamadıkları için Dursun Ali ve Ali’den de bilgi almadan hemen askerlikte sıhhiye olan ve bu işten anlayan Hüseyin SALİHOĞLU’na haber vermek için o zaman geç kız olan Hanife SALİHOĞLUNU Delimemettina onaşa göndererek haber verirler ve Hüseyin abı acele olarak gelir hemen yarasını sarar fazla bir şey olmadığını görüp açıklayınca kolu komşu herkes rahat ederler.
Ben ancak korkudan akşam hava karardıktan sonra eve gelebildim ve bu durumu öğrendim. Halen sağ olanların Allahtan daha üzün ömürler dileyerek sağlık ve mutluluk içinde yaşamaları dileğimle; Rahmetli olanların mekânlarının cennet ruhlarının şad olması dileğimle Allahtan gani gani rahmet dilerim. Mevlüt SALİHOĞLU Mühendis 09.09.2009 |