| HOCİBATT’A
ÇOCUKLUĞUM 2:
Çocukluğumda
mahalledeki yaşıtlarımızla buluşur oyun oynamak için en uygun
yer olan cami avlusunu (Rakaniyi) seçerdik. Bütün günümüzü bu
alanda oyun oynayarak geçirirdik. Genelde toplanan arkadaş sayısına
göre Yakan Kale, Çizgi, Çelik çomak ve Mil oyunlar ile Damayı tercih
ederdik.
Yakan
kale oyunu için iki grup oluştururduk ve eski caminin avluya (Kuzeye)
bakan iki köşe ağaç direklerini kale olarak seçerdik. Ortaya yakın
olarak dikilmiş olan rahmetli Mehmet
ÇAKICININ armut (Şangul) ağacını
hedef belirlerdik. Bu oyunuz iki ekip olarak her gün akşam saatine
kadar devam ederdi.
Tahminen
1958 yılından sonra rahmetli Abdullah dayı (Abdullah KARACA) köye
gelmesiyle onun denk eşleştirme ekip yaparak oyunda bizzat görev
alarak aramıza katılması ile daha ahenkli iddialı ve canlı olarak
beraber eğlenirdik.
Cami
avlusundaki saha o koşuşturmada ve manevrada yakalanmamak için bize
yeterli gelmezdi. Bu nedenle rahmetli Mehmet dayının rakanıdeki çay
bahçesini zorunlu olarak kullanırdık. O çay bahçesine girmememiz
için yüksek çit (Çeper) yaptı ve bize nasihat etmesine karşı
biz yine ne yapıp edip bahçeye girerek oyunumuza devam ederdik.
Bir
gün arkadaşlarımızla yine ayni oyunu oynarken genelde köyde az
kalan gurbette olan rahmetli Mehmet dayı gelir, biz oyunu bırakıp
kaçışmaya başladık çünkü suçluyuz. Bize seslenerek size bir
şey yapmayacağım hele gelin dedi, biz genelde çocuklara kızmaz
sevecen adam olduğundan yanına gittik. O an bize söylediği sözü
halen aklımdan çıkmadı. (O zamanlar köyde çay ekimi teşvik etmek
için devlet tarafından ekim maliyeti parasını veriyor ve her yıl
o bahçeye çaydan başka bir şey ekilip ekilmediğini tespiti için
Çay Eksperleri bir iki kere kontrole gelirlerdi)
Yavrularım
ben size bu çay bahçesini esirgemem feda olsun ama “Çay Eksperi gelince bu bahçe
kimin ne vaziyettedir dediğinde utanıyorum”
dedi ve gitti. Onun bu sözünü unutamıyorum ve rahmetle anıyorum.
Bir
diğer konu rahmetli Abdullah dayı çok hızlı koştukları için
ekip oluştururken rahmetli Reşat SALİHOĞLU’NU kendi ekibine diğer
hızlı koşan Ahmet (Hasan Hocanın oğlu) KARACA’YI benim ekipte
olacak şekilde oluştururdu. Bunların ikisi kaleden çıktıları
her günde bir biri peşine koşar yakalayıp vücuduna el sürüldüğünde MAYA diyerek
seslenilirdi. Ve karşı ekibe esir alma durumu ortaya çıkardı. Bu
ikili her kaleden ayrılışlarında mutlaka koşuda yetişerek el sürdüğünü
iddia ederek geri döner diğeri el süremediğini söylerdi. Rahmetli
Abdullah dayı olayı her seferinde halleder oyunumuza devam ederdik.
Şimdi
mantıklı olarak düşünüyorum da bu kişiler yalan söylemediklerine
göre olay nasıl oluyordu. Anlatayım; cami avlusunda MİL oynarken fındık zamanı olmadığı aylarda
üzerimizdeki Gömlek ve Pontonlardaki düğmeleri keserek diker oynardık
o nedenle hiç birimizin gömleğinde düğme olmazdı. Üstümüzde
de atlet nedir bilmezdik ve tek gömlekle dolaşırdık, bu önü açık
gölekle suratlı koşarken rüzgârla birlikte vücuttan ayrılarak
havalanmaktaydı ve arkadan koşan öndeki hissetmeden sadece gömleğe
dokunuyor ve MAYA diyerek el sürme yakalama işlemi sona erdiriyordu.
Karşı taraf tenine okunulmadığından hissetmemekteydi o nedenle
itiraz oluştuğunu şimdi idrak edebiliyorum.
Bir
de yağışlı günlerde On
bir dama oyununu eski cami avlusundaki
geniş oturma tahtalarına çakı ile kazıyarak çizip iki kişi olarak
oynardık. Mehmet KARACA (Hasan hocanın kardeşi) ile genelde her gün
eşleşir vakit geçirmek için oynardık. Fakat bir türlü yenemezdik.
Bu oyunu çok iyi oynardı onu yenebilmek için bir bahane bulup dikkatini
dağıtarak dama taşını çalardık bazen fark ederdi bezende fark
edemezdi ama yinede yenemezdik. Yenilen kalkar karşısına diğer arkadaşımız
geçer oyuna devam edilirdi.
Yukarıda
adı geçen ve geçmeyenlerin sağ olanların Allahtan daha üzün ömürler
diler sağlık ve mutluluk içinde yaşamaları dileğimle;
Rahmetli
olanların mekânlarının cennet ruhlarının şad olması dileğimle
Allahtan gani gani rahmet dilerim.
Mevlüt SALİHOĞLU
Mühendis 06.02.2009 |